Perşembe, Ocak 12, 2012

Düşük Fantezi, Yüksek Fantezi, Herşeye Kan Sıçratan Fantezi


SF Signal’de, Den of Thieves, A Thief in the Night, and Honor Among Thieves kitaplarından oluşan Ancient Blades üçlemesinin yazarı David Chandler, fantezi edebiyatında son dönemlerde yaşana değişilik ve bunun altında yatan nedenler hakkında bir şeyler yazmış.

Son dönemlerde, benim gayet tercih ettiğim ve hatti zatında memnun olduğunm, daha gerçekçi ve acımasız öyküler anlatılıyor. Fantezi edebiyatında da bu örnekler fazlası ile mevcut. En basit ve bariz örneği bu sene dizisi de çekilen G.R.R. Martin’in Taht Oyunları serisi. Kitaplar özellikle kadınlara karşı şiddet, cinsellik ve vahşet ögelerini içerdiği için eleştiriliyor. Chandler yoğunlaşan bu tür ögelerin son yıllarda batılı ülkeleri bir hayli etkileyen terör olayları ve batı medeniyetinin ona karşı açtığı savaş kaynaklı olduğunu iddia ediyor. Hatta benzer bir şekilde 70’li yıllarda yaygınlaşan, eskiye göre daha çok kan ve vahşet içeren korku filmlerinin de o dönemlerde özellikle Amerikan toplumunu derinden etkileyen Vietnam Savaşı’ndan kaynaklandığını iddia ediyor. İddiasının kaynağı olarak da bir hocasını gösteriyor. Kendisi isim vermediği için ben de kaynağı belirtemiyorum. Kaynağa niye bu kadar taktım derseniz de bu iddianın bana birazcık boş gelmesi ve esas iddia sahibinin fikirlerini merak etmem.


Valla ne yalan söyleyeyim 80’lerin ortasında G.R.R. Martin Taht Oyunlarını yazarken, “Bu terör dalgası, Usame Bin Ladin, yaşanan bombalamalar, İslami terör, 11 Eylül, Irak’ın işgali benim psikolojimi bozdu. Ama farkında da değilim. Haydin kan gövdeyi götürsün. Başa üstünde baş, taş üstünde taş kalsın.” dediğini hiç zannetmiyorum. Elbet kitabın son yıllarda yaygınlaşmasında HBO’nun pek sevdiği şekilde bol cinsel içerikli çekimlerin ve tabi ki son yıllarda öykü, dizi ve filmlerden olan beklentilerdeki değişikliğin payı vardır. Ve tabi ki terörün bu değişimde bir payı vardır. Ancak direk bu kadar ilişkilendirmek bence yanlış. 


Bir akademisyen değilim, işkembemden atacağım ama benim gözlemlediğim 20’lerden bugünlere doğru hayata yaklaşımda genel bir değişim var. Eskiden daha romantik yaklaşımlar, çekirdek aileler, mutlu hayatlar, Amerikan rüyası yaklaşımı varken, artık haya şartlarının daha sert, zor ve acımasız olması hayata bakışı değiştirmiş durumda. Başta ben olmak üzere, bir çok kişi kendini tamamen iyiliğe adamış, herşeyi doğru yapan, kendini feda eden ama hep hayatta kalan kahramanaları gerçekci bulmuyor. Martin’in bir görüşmede de dediği gibi artık sonunda “kahramanı ölen” hikayeler ya da herşeyi başaramayan kahramanlar daha çok tercih ediliyor. Ben ne sokakta ne de medyada bize yıllardır anlatılan kahramanları göremiyorum. Yok bir Gandalfımız. Hiç de olmayacak. Evet belki de bu yüzden bu türe fantezi diyoruz ama kılıçların üzerindeki kanın zor kuruduğu, kana susamış canavarların kol gezdiği, büyünün insaları ve benzerlerini yozlaştırdığı bir dünyada Shire’lar beklemek bana pek hitap etmiyor. Böylesi acımasız ve hata yapanların kaybettiği öykü anlatımları beni daha çok tatmin ediyor.



Bu arada yazısında Chandler Hafif Fantezi (Low Fantasy) ve Yoğun Fanteziden (High Fantasy) bahsetmiş. Ancak Hafif Fantezi’ye örnek olarak gösterdiği Martin’in kitapları wikipedia’da (güvenirliği tartışılır) Yoğun Fantezi olarak geçiyor. Aslını astarını bilen, fikri olan varsa lütfen yazsın. Ben bu ayrıma çok kafa yormamıştım.

2 yorum:

Rufio dedi ki...

Hafif - yoğun fantezi kavramlarını biraz anlatır mısın?

Roulth dedi ki...

Chandler'ın Game Of Thrones'a hafif fantazi demesinin nedeni fantastik unsur yoğunluğunun az olması ve ön planda olmaması. Öte yandan hafif fantazi tanım itibariyle bildiğimiz dünyada geçen fantastik öyküleri de içeriyor. Game of Thrones bu anlamda arada kalmış. Fantastik unsurlar ön planda değil ancak dünya da bildiğimiz dünya değil. Yedi yıllık yazlar ve on yıllık kışlar bunun bildiğimiz dünya olmadığı kanaatini uyandırıyor.