Çarşamba, Mart 04, 2015

Günün Resmi: Nom nom nom


(Charlie Stross'un twatter mesajından, 70's SciFi Art tumbler blogundan arak)...

2014 yılı Nebula Ödülü adayları

2014 yılı için Nebula Ödülü adayları açıklandı. Her zaman ki gibi hiç birini okumadım. akan, Kansu ya da Başar'ın bu konuda fikirleri vardır eminim. Oylamalar Mart sonuna kadar devam edecek. Kazananları ise 4 Haziran'da öğrenebileceğiz. Aşağıda adayları, detay bilgileri ve hatta bazı adayları okumak için bağlantıları bulabilirsiniz.

Salı, Mart 03, 2015

Uzay ve Gezegen...


Yukardan etraf daha bir şenlik


Avrupa Uzay Ajansı ESA'nın Uluslararası Uzay İstasyonundaki (ISS) Columbus modülüne üç tane yüksek çözünürlüklü kamera bağlamış. Buna 'Yüksek çözünürüklü Dünya Gözleme Sistemi' diyorlar.

Dahası, 7/24 sürekli uzaydan dünyaya yayın yapılmakta. Kameralar karanlıkta veya uydu haberleşme hattında olmadığı anlar dışında sürekli canlı yayında dünya yüzeyini göstermekte.

Aha güneş batyor uzayda. Yazıyı yazmaktansa bunu seyrediyorum.
Uzaya gitmemiz daha bir süre zor olacak ancak bu sistem şu anda çalışma odamda eski bir laptopa bağlı 17" bir ekranda sürekli gösterimde. Özellikle 45 dakikada bir olan güneş doğuş veya batışları her seferinde nefesimi kesiyor. Ayrıca Pasifik veya Atlantik üzerindeyken mavi-beyaz görüntü, bulutların şekilleri en çok hoşuma giden şeyler arasında.

Uzayda aylaklık yapma fikri sadece benim değil.
ESA astronotu Samantha Cristoforetti de aynı fikirde.


Herhalde beni uzaya gönderselerdi bütün zamanımı aylak bir şekilde dünyaya bakarak geçirirdim.

Aşağıdaki embed çalışacak mı emin değim ama NASA'nın sitesinden izleyebilirsiniz. İzleyiniz.

Bahçedeki mimoza


Yaramaz kedim Totoş'un tüm şaklabanlıklarına, tırmıklarına ve işimi baltalama çabalarına karşılık yılmadım, başarıyla direndim ve yeni bir öykü yazdım.

Çizgi roman söyleşileri

Öner Biberköklü Çizgi Roman Yolculuğu adında çizgi roman üzerine söyleşiler yapıyor. İlkini Seyfettin Efendi'nin yaratıcısı ve çizeri Devrim Kunter, ikincisini şu anda Superior Iron Man'i çizen Yıldıray Çınar ile yapmış. Söyleşileri bu adresten izleyebilirsiniz. Her ikisi de birbirinden eğlenceli ve lezzetli. Dinleyiniz, izleyiniz. 


Pazartesi, Mart 02, 2015

Güle güle Leonard Nimoy

Güle güle Leonard Nimoy.



'Olmak, ya da olmamak. Bu mantıksız, kaptan'...

Her ne kadar başka bir sürü filmde ve tiyatro oynunda oynamış olsan da, hep aklımızda Spock olarak kaldın. Haliyle The Outer Limits'deki rollerin, eski Mission İmpossible bölümlerindeki casusluğun... Hiç biri hatırlanmadı.

Adının Leonard Nimoy olduğu, Spock karakterinin bir senaryo ürünü olduğu, her ne kadar da iyi bir insan olmanın kanıtları ortada iken (mesela Star Trek çekimlerinde Nichelle Nichols'un (Uhura) bölüm başına Shatner ve Nimoy'dan çok daha az para aldığını öğrenince stüdyo patronlarının odasını basıp ödenen miktarları eşitleştirmesi gibi), her nedense senden pek bahsedilmedi haberlerde.

Radyo ve televizyon, webler, bloglar, hepsi bize uzun uzun Nimoy'u değil, sadece birkaç sene sahnede oynadığı karakteri özlediklerini anlattı. En son BBC Radyo 4'te Wil Wheaton'un on dakikaya yakın Spock'un ne kadar kendisini çocukluğunda etkilediğini dinlediğimde kusacaktım artık.

Spock karakteri, Roddenberry ve Star Trek yazarlarının bir ürünü. Leonard Nimoy her ne kadar ilk başta Spock karakterinden hoşlanmamış olsa da Roddenberry'nin ikna gücü sayesinde (ve herhalde genç bir aktör olarak iş teklifine hayır da diyemediğinden) rolü kabul etmişti. Vulkan karakteri, ilk bölümlerden birisi olan Where No Man Has Gone Before (esasında ikinci pilot ve yayın sırasına göre 1. sezonun 3. bölümü) yönetmeni James Goldstone tarafından 'hislerini tümüyle dışlayarak konuş' diye yönlendirilmesiyle tam anlamıyla oluştu.

Birkaç sene Kirk ile karşılaştırıldığında soğuk, hesaplı ama hep bilgili ve bilime inanan Spock karakteri ben dahil bir çoğumuzun favori Star Trek karakteri oldu sonunda. Shatner'in fazlasıyla a-bar-ta-rak o-yy-na-ma-sı karşısında Spock'un karakteri çok daha gerçekçi ve her ne kadar insancıl olmasa da cana yakın geldi.

Taştan bir uzay yaratıkla zihin kaynaşmasını bile sırıtmadan oynayabilen bir aktördü Nimoy.


Ancak, 27 Şubat cuma günü ölen Spock değildi. Leonard Nimoy'du. Her ne kadar Star Trek sevenlere yıllarca dayanmasına rağmen, iyi kötü, bütün filmlerinde oynamasına rağmen bu noktayı unutmamamız lazım. Spock karakteri artık Zachary Quinto tarafından devam ettiriliyor, çocukluğumuzdaki Spock olmasa da Spock yaşamaya devam ediyor. Nimoy'u anarken bunu unutmamamız lazım.

Bunca sene bizleri eğlendirdiği için aktör Leonard Nimoy'un anısına teşekkür ediyorum. Star Trek'in orjinal serilerini izlemeye devam ettiğimiz sürece seni mutlu bir şekilde anacağımıza eminim.

Yine de... Selam olsun sana Nimoy!


Duyduk duymadık demeyin Puslu Kıtalar Atlası geliyor

Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar'ın yazdığı ilk romanı, şaheseri. Nefessiz okuduğum, yıllar içerisinde arayıp da örneğine rastlamadığım pek çok şeyi içerisinde bulduğum, hiç aklıma gelmeyenleri keşfettiğim, dimağımı açan, damağımda tarifi mümkün olmayan bir lezzet bırakan eşsiz kitap. O günden bugüne pek çok Anar kitabı çıktı. Her biri ayrı ayrı güzel idi fakat hiç biri bende aynı tadı bırakmadı. Kitaplarında Konstantiniye'nin puslu sokaklarında gezdik. Akdeniz'in sularında insanın en karanlık yönlerini tanıklık ettik. Mekaniğin ve insan zihninin sınırları keşfettik. Terennüm ettik yüzümüzde bir tebessüm ile. Bıçkın delikanlıları, raconu, bitirimliği gördük, öğrendik. Anar yıllar içerisinde bizi aldı uçurdu bizi. Fakat hiç biri Puslu Kıtalar Atlası ile  Bünyamin'in, Ebhere'nin, elkimyacıların aradığı filozof taşı ya da yaratılmamış olanın tadı kadar lezüzatlı olamadı. Yanlış anlaşılmasın diğerlerini beğenmediğimden değil, Puslu Kıtalar Atlası beni daha vurduğundan.


Bir süredir Puslu Kıtalar Atlası'nın çizgi romanı için çalışmalar devam ediyormuş. Bizler ise hiç haberi olmadı bu güzel çalışmadan. Gırgır'ın usta çizerlerinden, Vicdan'ın, Üniversiteli Mahmut'un babası İlban Ertem bir süredir bu çizgi romana emek vermiş ve sonunda bitirmiş. Yaşı benim gibi Gırgır'a yetenler iyi bilir Ertem'i. Tarzı bence çok da güzel oturmuş Anar'ın yazdıklarına. Çzimler, tarz, renkler pek güzel. Ertem beş yıldır bu iş üzerinde çalışmış. 300 sayfalık bir eser çıkmış ortaya. Bu dört gözle beklenesi, derhal edinilesi, bir solukta okunası kitap 13 Mart'ta İletişim Yayınlarından çıkacak. Bekleyin, alın, okuyun, okutun.


Pazar, Mart 01, 2015

Öldükten sonra kız tavlamak

Bir gece dışarıdasınız. Karşınızda güzel bir hanımefendi var. Sohbet, yemek, özetle her şey çok güzel gidiyor. Ve aniden ölüyorsunuz. Öyle durup dururken. Hiç haber vermeden. Bilmedik bir nedenden. O noktada bir meleği geri dönmek için ikna etmek mümkün müdür? Mümkünse de gecenin kalanı nasıl geçer? Ramin Serry Don't Call It a Comeback adlı kısa filminde bunu anlatıyor. Eğlencelik bir kısa film.

Cuma, Şubat 27, 2015

Haftanın Resmi

Robot, mecha resimleri artık sürüsüne bereket ortalıkta dolaşıyor. Eskiden gördüğümde pek hoşuma giderdi. Şimdi ise pek çoğu bana aynı geliyor. Fakat Nivanh Chanthara'nın aşağıdaki çizimi çok hoşuma gitti. Gerek bakış açısı, gerekse detaylar diğerlerin farklı. Çalışan tamirciler, sıkılmış, boş boş oturan askerler, dağınık bir ortam hatti zatında gerçekci olmuş. Çizerin diğer çizimlerine de bakın. Bence detaylar çok başarılı.


Concept Robots'tan arak

Perşembe, Şubat 26, 2015

Bi sanayiye kadar gideceğim, ışın kılcıma modifiye lazım

Işın kılıcını kullan Alican, ışın kılıcını
Yeni Yıldız Savaşları filminin ilk görüntülerinden sonra mahmuzlu Sith ışın kılıcı pek çok tartışmaya neden oldu. Genelde de dalga geçtiler. Bence fena bir tasarım değil. Daha doğrusu bu kadar bartmaya, büyütmeye ya da üzerine akademik tartışmalar yapamaya gerek yok. Aşağıdaki görüntülerde yeni kılıç şekli ile pek güzel dalga geçmişler. Kar Jawa'sı da işin cabası. Ne yazık ki Rusça. Daha doğrusu ben öyle sanıyorum. Ama alt yazıları mevcut. Ben de kendime modifiye ışın kılıcı yapacağım. Hem kısa mesaj atacak hem de çakı olacak!

Çarşamba, Şubat 25, 2015

SEVENEVES bir Neal Stephenson romanı

Neal Stephenson benim favori yazarlarımdan. Özellikle Snow Crash'i ilk okuduğumda hastası olmuştum. Daha sonra Cryptonomicon'u da zevkle ve meşakkat ile okudum. Ancak bu uzun, yıpratıcı süreç beni yormuş olmalı ki bir türlü yeni bir Stephenson romanına başlayamadım. Bu yıl yeni bir kitabı çıkıyor. Umarım tekrar gaza gelip okumama vesile olur. 
 
Yazarın gelecek kitabının ismi Seveneves. İçeriği hakkında çok fazla bir bilgim yok ama okuduklarımdan anladığım kadarı ile Stephenson beş bin yıllık bir hayatta kalma öyküsü anlatıyor. Kitapta dünyamızın geçirdiği felaketi/felaketleri, insanoğlunun hayatta kalma mücadelesini ve uzayın keşfedilmesini okuyacağız gibi gözüküyor. En sonunda ise yedi kavimin, artık kendilerine bir yabanıl diyar olan, kadim yuvalarına Dünya'ya dönüşlerini göreceğiz.  Şimdiye kadar yazdıklarından farklı bir içeriği var kitabın. Diğer kitaplarındaki anlatım gücü olursa zevkle okunacak bir 880 sayfa! bekliyor bizi :)
 
Kitap Amerika'da 19 Mayıs'ta, İngiltere'de 21 Mayıs'ta satışa çıkıyor. Ciltli ve kindle baskıları mevcut olacak. 



Salı, Şubat 24, 2015

Şifre defteri 1 Milyon Elizabeth eder mi?

Alan Turing modern bilgisayar biliminin önü açan ve hatta Nazi Almanyasını dize getiren çok önemli bir bilim insanı. Nazi Almanyası diyorum çünkü belki de filmlerde, belki kitaplarda denk geldiğiniz meşhur, kırılmayacağı sanılan şifre makinesi Enigma'yı kıran ekipteki kilit isimi oydu. Sonuçta günümüzdeki pek çok gelişmenin temelinde bu kişi yatıyor. Aramızda kalsın Başar ve benle de arası iyidir hani.

Alan Turing'in yeni bulunan bir not defteri yakında açık artırmaya çıkacak. 56 sayfacık bu not defterinde Turing'in 1942 yılında Bletchley Park'ta Enigmayı kırma sırasında tuttuğu notların bir kısmı var. 13 Nisan'da New York'ta açık artırmaya çıkacak defterin tahmini değerinin 1 Milyon USD/GBP olduğu düşünülüyor. Bir defter bu kadar eder mi demeyin. Turing yaptıkları ve yol açtığı ilerlemeler sayesinde bugün pek çok teknolojik cihazı kullanıyoruz. Hiç bir şey olmasa Stross' tan öğrendiğimiz üzere büyü yapmak mümkün olmayacaktı :)


Bu arada Turing'in hayatını konu alan, Benedict Cumberbatch'ın oynadığı The Imitation Game filmini seyredebilirsiniz. Film bu yazı yazılırken Oscar'a adayı idi. Sonucu yayınlandığında öğrenmiş olacağız.

Pazartesi, Şubat 23, 2015

Murat Gülsoy ve Ayfer Tunç Diyaloglar 2

Daha önce bahsetmiştim. Yazarlar Murat Gülsoy ve Ayfer Tunç arada bir toplanıp kendi aralarında güzel söyleşiler düzenliyorlar. Diyaloglar adı verdikleri bu etkinliğin ikincisi 25 Şubat Çarşamba günü saat 19:00'da Saint-Michel Lisesi Jeanne d’Arc Salonu’nda gerçekleşecek. Benim gibi tembellerdenseniz daha sonra Gülsoy'un blogundan bu söyleşiyi izleyebilirsiniz. Yok ben gideceğim diyorsanız adres belli. Bu söyleşinin konusu Polonyalı yazar Bruno Schulz. Benim bildiğim bir yazar değil ama kendisi Kafka, Proust ve Musil gibi yazarlar ile anılıyor. Yazar ne yazık ki İkinci Dünya Savaşı sıranında Nazi işgali altındaki Polonya'da Naziler tarafından öldürülmüş. Pek çok eseri de kayıp. Dinlemeye, öğrenmeye değer.

Gizli Dosyalar yeniden mi açılıyor

X-Files bir dönem çoğumuzun nefessiz seyrettiğimiz diziydi. Mulder ve Scully'e her ne kadar ısınamasam da anlatılanlar beni büyülemişti. O dönemde benzeri çok azdı. Bir de bir türlü bitiremediğim bilgisayar oyununu hatırlıyorum. Sonuna kadar gelip günlerce süründükten sonra va geçmiştim. Dizi uzun zaman devam etti. Filmleri çekildi. En sonunda da bana göre sessiz sedasız sona erdi.

Son habere göre Fox TV diziyi tekrar canlandırmayı planlıyormuş. David Duchovny ile Gillian Anderson ile dizi için görüşmeler varmış. Belki o dönem ki başarısından, belki de çekilecek konular giderek azaldığından tekrar diziyi düşünüyorlar. Ne de olsa diziye çevrilecek çizgi roman, roman ve filmler giderek azalıyor. Sonucunu ileride görürüz.

Dark Horizons'dan

Pazar, Şubat 22, 2015

Kafayı kırmak

Eğer birbirini takip eden desenler aslında beynimizin farklı bir boyuta ulaşması için bir araç ise. Yüzyıllardır başta dini binalarda olmak üzere, pek çok yerde kullanılan bu desenlerin bir anlamı varsa. Benim pek sevdiğim Fibonacci yaşadığımız hayat için aslında bir şifre, bir kırma kodu ise. Hayatımızı, benliğimizi bir nevi kırarak farklı bir gerçekliğe, bu yaşamın altında çalışan ana, büyük yazılıma, esas gerçeğe ulaşabilirsek ne göreceğiz. İşte The Brain Hack bu soruları cevaplamaya çalışan kısa bir korku filmi. Gani gani de ödül almış. Ben bir hayli beğendim. Eğer korku, gerilim seviyorsanız izlemenizde fayda var. Bana biraz Event Horizon'ı hatırlattı. Hafiften de Lovecraft tadı var. Uzun demeyin izleyin. Vaktinize değecektir.Bu arada filmdeki görüntüler bir miktar rahatsızlık verebilir dikkat edin. Sara hastaları için başında bir uyarı var.