Pazar, Eylül 07, 2008

Hellboy II : The Golden Army

Mike Mignola tarafından yaratılan Hellboy ya da gerçek ismi ile Anung Un Rama batılı çizerlerin çalışmaları arasında kesinlikle en beğendiğim. 1993 yılından bu yana çok sayıda bölümü yayınlanan çizgi romanın çizgi filmi, filmi, oyunu ve kart oyunu mevcut. Yönetmen Guillerme Del Toro tarafından 2004 yılında çekilen Hellboy filminin devamı olan Hellboy II : The Golden Army Temmuzda sinemalarda gösterilmeye başladı.

Hikayelerini genellikle Birleşik Krallık halk öykülerinden alan Mignola ayrıca Hellboy'un dünyamıza gelişine neden olan Nazileri de sıklıkla kullanıyor. İnternette okuduğum kadarı ile Mignola ikinci film için yayınlamış çizgi romanlardan birini senaryolaştırırken daha sonra daha filmin mevcut halinde karar kılmışlar.

Ne yalan söyleyeyim bu sefer ki film beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Genelde daha yalın ve halk söylencelerine dayanan öykü içine Amerikanvari aşk hikayeleri ve Siyah Giyen Adamlar tadında öğelerle diğer çizgi romanlara göre sahip olduğu farklılığı kaybetmiş. Çizgi romanda mekanlar genelde kırsal alanlar, eski şatolar, Afrika'nın düzlükleri iken şehirde geçmesi sanki Hellboy'un bana o çekici gelen tarafını hafifletiyor. Film kendi içerisinde tutarlı ve sıkılmadan seyredilebilir de olsa, çizgi romanın damağımda bıraktığı o güzel tatdan uzak.

Filmi seyretmeyenler için bu yazacaklarım biraz ipucu olacak ama yazmadan geçemeyeceğim. Genel olarak okuduğum kitaplarda ve seyrettiğim filmlerde beni fazlasıyla rahatsız eden bir konu var. Vampirlerin, uzaylıların, iblislerin ve daha nice doğaüstü yaratığın insanlaştırılması. Mesela nefes alan, tensel açlık duyan, yiyen içen vampirler ya da aşkı bizim anladığımız gibi anlayan, yaşayan uzaylılar (sakın aşk evrenseldir gibi geyikler düşünmeyin. Tükürün, tükürün !) ya da filmde olduğu gibi dünyayı yok etmek üzere yaratılmış, yazgısı eli ile dünya üzerine kıyameti salmak olan bir iblis normal bir cinsel hayatı ve ikiz bebeklerinin olması (filmde doğum yok ama umarım bebekler için değişik bir şeyler planlamışlardır) bana çok saçma geliyor. Sonuçta bütün bu yaratıklar, canavarlar ya da her ne iseler doğa üstü olarak adlandırılan, bildiğimiz doğa kanunlarına karşı gelen varlıklar. Ama illaki bir insan yanları oluyor. Bu bana bu karakterleri yaratanların işin kolayına kaçarak değişik bir fikri insan öğeler ile tamamlayarak seri üretime geçmişler gibi geliyor.

Seyir zevkini bozmamak için daha fazla detaya girmeyeceğim. Velhasıl bir kaç gereksiz romantik sahne haricinde zevkle izlenen yine de bir ah çektirip çizgi romanı anmamı engellemeyen bir film.


http://www.hellboymovie.com/
http://www.hellboy.com/

4 yorum:

ÇOK DÜŞÜNEN KADIN dedi ki...

Entçiğimin çok iyi bildiği üzere çizgi romanla ilgisi olmayıp sadece filmi izlemiş biri olarak beğendiğimi söylemek durumundayım. Doğaüstü olan herşeyi (x-files'ın dini bir kanaldaki reality show versiyonu hariç) severim nitekim. İnsansı eklentilere gelince: yaratıcısı insan olunca, e insan dediğin şey de tüm hayatını çiftleşmeye odaklamış olunca haliyle Hellboy da olsa sevişiyor, bebek sahibi oluyor be Ent'im. Sen de demişsin zaten seyri zevkli. Varsın bebeleri olsun. Romantizm dediğin şey de zaten ancak filmlerde oluyor. E olsun ne var.

EnT dedi ki...

Şimdi şunu belirtmek zorundayım ki bunlar benim nacizane görüşlerim. Genel olarak kabul görmesini zaten beklemiyorum. Ancak senin de kendinle çeliştiğin üzere doğa üstü olarak tanımlanan, tasarlanan bu tür karakterler ne kadar insansı olursa o kadar başarısız oluyorlar. Sonuçta yazar, senarist ya da yönetmen orada dünyaya ait olmayan bir varlığı anlatıyor. Hatta özel olarak Hellboy ise şeytanın ya da ona benzer kötülüğün tohumu olarak tamamen dünyaya kıyamete getirmek üzere yaratılmış. (kolu kıyametin anahtarı) İlk filmde özgür irade, kadere karşı gelmek gibi ana öğeler var ve bu öğeler tüm Hellboy hikayelerini tanımlıyor. Ancak bu çekirdek aile şablonu işinin bir hayli bu konudan saptırdığını ve en büyük şikayetim olduğu üzere Amerikanvarileştirdiğini düşünüyorum.

ÇOK DÜŞÜNEN KADIN dedi ki...

Zaten dört bir yanımız aile, çocuk, kapitalizm, tüketim, hede hödö şeklinde kuşatılmış değil mi! Ben yadırgamıyorum. Kabullenmiyorum da o ayrı. Ve evet itiraf ediyorum ben ilk filme ithafen yazmıştım yorumu. İkinci filmin çekildiğinden haberim bile yoktu ve yazının başlığını da zahmet edip okumadım (şarabın da etkisiyle;) Ama netice itibariyle Hollywood denen zihniyetin işi insanların hristiyanlık ve aile müesseselerini içselleştirmelerini sağlamak değil mi ki? Misal "I am Legend". Alin Taşçiyan hanımefendinin de beyazperde programında dile getirdiği gibi film fonda bir kilise, bir kadın ve bir oğlan çocuğuyla bitmiyor mu? Hollywood'un misyonu da bu işte. O yüzden çizgi romana devam.

EnT dedi ki...

Amen, çok yaşa manga !