Çarşamba, Ağustos 22, 2007

SESSİZLİK KULELERİ - 2084 -- Kaan Arslanoğlu

İthaki 2007

Bir yerli bilim kurgu. Türk yazarların bilim kurgu ve fantastik eserlerini takip edip incelemek şu sıralar edindiğim uğraşlardan biri. Daha önce Saygın Ersin'in başarılı bir fantastik çalışmasını yorumlamıştım.

Sessizlik Kuleleri-2084 yaşanan bir felaket sonrası teknolojik olarak ileri bir toplumun saygın bir üyesi olan psikolog bir kadının 50 yıl önceki felaketten sağ çıkan bir kaç çocuktan biri olarak yaşadığı deneyimin de etkisiyle hayatını sorgulamasını anlatıyor. Büyük yıkım adı verilen bu felaketten bir avuç çocuk özel bir taşıta bindirilerek kurtarılır. Yıkımdan elli yıl sonra teknoloji bazı toplumları temel gereksinimlere dahi ihtiyaç duymayacağı bir noktaya getirmiştir. Diğerleri ise teknolojide kısmen ilerlemiş, mutluluk hapı bağımlısı topluluklar olarak görece daha ilkel yaşamlarını sürdürmektedirler. Olaylar kahramanın, oğlunun ruhsal durumu için endişelenen bir anneden bir telefon almasıyla başlar. Psikoloğu ziyarete gelen adamın tüm sistemin dikkatini çeken genetik farklılıkları vardır.

Kitap önemli ölçüde incilden ve Hıristiyanlıktan etkilenmiş. Adem, son yemek, on iki havari ve kutsal kase gibi klasik öğeleri görmek mümkün. Kahramanın bir gezi sırasında seyrettiği tarih bilgileri aracılığıyla da Türkiye'ye ve teröre değinilmiş.

Öykü asıl karakterin sürekli ön plana çıkan Magdalı Meryem tarzında iç çekişmelerinden yola çıkıyor. Hatta bu iç hesaplaşmalar o kadar ön plandalar ki diğer karakterler kısmen sönükleşiyor, kurgu da yer yer kopuklaşıyor. Baş kahraman olan psikoloğun içe dönüklüğü bu nedenle okuyucuyu kurgudan ve kurguya katkıda bulunan karakterlerden uzaklaştırıyor. Bir romandan çok hikaye havası verilmiş içsel bir deneme gibi.

Bütün bu bireysel çatışmaların arasında kahramanın anlatıklarının hangisinin bir düş, bir görüntü, anı silsilesi ya da gerçek olduğu belli değil. Tüm bu belirsizlik yalnızca kahramanın kafasını karıştırmakla kalmıyor, okuyucuyu da allak bullak ediyor.

Öte yandan J.G. Ballard'ın koyu psikolojik öykülerinin havasını taşıdığını da yadsıyamam. Ballard'ın o öykülerini de anlamakta güçlük çekmişimdir.

Tüm bu olumsuz havaya karşın yazarın bir bk yazma çabasını ve başarısını büyük bir saygıyla selamlıyorum. Devamının gelmesini dilerim.

4 yorum:

Pata Watsız dedi ki...

Kitabı ben de okudum, itiraf ederim ki kafam çok karıştı, neden bk yazılırken bu kadar kurgusal oyun yapılır ki... zaten "yeni" yi yazıyorsun; bi de kurguyu macun şekeri gibi döndürünce kafanı romandan uzaklaşıyorsun.
son söz de bk yapacağım diye yeni bir teknolojik laf etmek için göbek çatlatma denemeleri... buna gerek yok, bk yazarken ille de yeni şey yazmak zorunda değilsin bana göre...

Öte yandan Routh seni kutlarım, bu hristiyan simgelerini atlamışım, sen iyi yakalamışşın...

m1fcj dedi ki...

Pata watsiz: Yorumun icin tesekkurler. :)

m1fcj dedi ki...

Roulth bey, guzel olmus. Ben bunu yarin 4. MiniMi icin bi kaydetmeye calisayim - veyahut sen bi kaydet gonder veyahut ikisini birden deneyelim, hangisi iyi cikarsa ondan bi Podcast yapalim. :)

sadeceözgür dedi ki...

kitabin yazari arslanoglu pskiyatrist doktor, ozellikle yanilsamanin gercekligi adli iki kitabini okumus olmak Sessizlik Kuleleri'ni biraz daha anlasilir kilabilir. Sessizlik Kuleleri'ni Orwell'in 1984'ünü akıldan çıkartmadan okumakta da yarar var diye düşünüyorum. Ayrıca yazarın da blogspot'ta sayfası var...