Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Aralık 10, 2019

Witcher: Kitaplardaki Öteki


Önümüzdeki hafta Leh yazar Andrej Sapkowski'nin meşhur kahramanı Geralt, namı diyar Witcher'ın dizisi Netflix ekranlarına arz endam edecek. Sinema ve televizyon denilen aç gözlü, gözü doymayan,  kadir kıymet bilmeyen ikiz hilkat garibeleri kitapların sayfaları arasından çekip koparıp tarumar ettikleri pek çok kurbana bir yenisi daha eklenecek. Yanlış anlaşılmasın film ve dizilere karşı değilim ama pek çok kitabın görülen lüzum üzerine incelitilerek ekrana taşınmasındaki kayıplara üzülüyorum. Witcher için bunun nereye kadar olduğunu haftaya göreceğiz. Açıkcası diziler filmlere göre daha düzgün iş çıkartıyor. Neyse kimse kaynak metne benim istediğim açıdan bağlı kalarak film, dizi çekecek diye bir kural yok. Yine de olsa fena olmazdı tabii.

Lafı çok uzatmadan esas konumuza gelelim. Haftaya başlayacak diziden önce olayın kaynağına gidelim. Yani Polonya'dan çıktıktan sonra ünü yavaş ama emin adımlarla büyüyen ve en sonunda iki öykü kitabı, beş roman, altı çizgi roman, iki dizi film, bir film, bir masa üstü oyun, üç bilgisayar oyunu, bir kart oyunu ve bir kutu oyunu olmak üzere çok çeşitli mecralara yayılan bu efsanenin başladığı kitapların satır arasındaki karakterlere, yaşadıkları karanlık dünyaya vetüm anlatımın merkezinde yer alan Rivyalı Geralt'a. Witcher, Ak Kurt, efsuncu, namlı kılıç ustası, ücretli canavar avcısı, lanetli, Blaviken Kasabı, katil, türünün son örneklerinden, geçmişten kalmış, dışlanmış, yabancıların yaşadığı garip bir zamanda ve diyardaki öteki, Rivyalı Geralt, Witcher serisinin olağandışı kahramanına.

Pazar, Nisan 21, 2019

Hekate'deki Sır - Gökçe Mehmet Ay

Türkçe Bilimkurgu ve Fantastik'in yazarı, pek sevdiğimiz Gökçe Mehmet Ay'ın en son kitabı Hekate'deki Sır D&R'da ve Kobo'da ekitap olarak satışa çıktı. Şiddetle tavsiye olunur. Hatta Kobo'da başta gidiyor. Eğer uzay operası, bilm kurgu seviyorsanız derhal edininiz. Ayrıca Gökçe'nin podcasti Uzay Akıncılarından da dinleyebilirsiniz.



"Galaksi Meclisi'nin özel birliği Uzay Akıncılarının bir bölüğü basit bir görev için Timsahların gezegeni Hekate'ye ulaşmıştır. Diplomatları koruma ve Timsahlarla dostuluk kurma görevi yeni mezun Halil Teğmen'in ilk görevidir. İşler İmparatorluk askerlerinin ani saldırısıyla bir anda karışır. Halil Teğmen Hekate ve Timsahların geçmişindeki sırrı çözemezse tüm galaksiyi büyük bir tehlike beklemektedir."

Çarşamba, Ağustos 29, 2018

La Belle Sauvage

Arkadaşlarla biraz içtik.
The Trout Inn'in lisanssız bir fotoğrafını bulamadığımdan,
temsili olarak bu fotoğrafımı koymak zorunda kaldım.
Philip Pullmann, bundan kabaca 20 sene once Lyra’nın hikayesini bizlere okutarak kendimizi çok farklı bir evrende, ruhlarımızın vücutlarımızın dışında yaşadığı ve hayvan şekline büründüğü, cadıların arktik bölgelerde cirit attığı, kilisenin insanları baskı ve kontrol altında tutmaya çalıştığı maceralardan geçirmişti. Devam iki kitabı aynı derece etkileyici olmasa da kendilerini okutturmuş, ve üçüncü romanında Tanrı’nın öldürülmesi ile seriyi bitirmiştik.

Aradan geçen yıllarda Amerika’da en çok yasaklananlar listesinde olmaya devam eden, hatta benim bir iş arkadaşımın bile ‘çocuklara o kitapları okutturmuyoruz’ dediği bu seri yine de bir çok insana da ‘Daha! Daha!’ çığlıkları attırmıştı.

Perşembe, Haziran 11, 2015

Marsın içinden misin?


Marslı/The Martian Andy Weir'in 2011 yılında bir başına çıkarttığı romanı. Açıkcası internette çok denk geldim ismine ama bir kez bile okumaya niyetlenmemiştim. Ta ki geçenlerde Ridley Scott tarafından çekilen filminin görüntülerine denk gelene kadar. İtiraf etmeliyim ki hatti zatında ilgimi çekti. Hem filmin görüntüleri hem de kitabın konusu.

Pazartesi, Nisan 06, 2015

Kış Rüzgarları geleyazdı

Kış Rüzgarları/Winds of Winter G.R.R. Martin'in dört gözle, sabırsızlıkla ve tedirginlikle beklenen son romanı. Taht Oyunları adı verilen Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin altıncı ve sondan bir önceki kitabı olarak şimdiye kadar okurken ve izlerken aklımıza takılan pek çok sorunun cevabını, en azından önemli bir kısmının, bulabileceğimizi umduğumuz kitap. Aynı şekilde Martin'in sorulmasından hiç haz etmediği, aceleye getirmediği, tadına vararak, suyunu çıkartarak yazdığı kitap. Yazar serinin yedinci kitap ile son bulacağı konusunda ısrarlı olduğu için sona bir adım kalacak bu kitap ile. Çabuk yazmasını pek insan gibi ben de diliyorum. Gelin görün ki bu konularda net mesajları da var Martin'in :) Kızdırmaya gelmez. 

Ama Martin bizi kızdırmayı seviyor. Herkesin altıncı kitabı beklediğini bildiği halde Ekim ayında Targaryen dönemini anlatan bir kitap çıkartıyor. Adı da Yedi Krallığın Şövalyesi. Kitap resimli ayrıca. Bir çocuk kitabı olma ihtimali var. Bence daha çok bizi kandırıyor.

Bizi kandırırken de ağzımıza bir parmak bal sürmeyi ihmal etmiyor. Yazmakta rahvan davrandığı Kış Rüzgarlı kitabından bir bölümü de sitesinden paylaşmış. Bu bölüm Alayne hakkında. Kim olduğu konusunda bilmeyenlerin tadını kaçırmamak için fazla yorum yapmayacağım. Ancak kendisinin davranışları yüzünden ölmesini beklediğim fakat Martin'in bize eziyet olsun diye hayatta tuttuğu biri. Aşağıdaki bağlantıdan bu bölümü okuyabilirsiniz. Afiyet olsun.

Cumartesi, Mart 21, 2015

Kuru temizlemeye devam: The Annihilation Score

Charlie Stross'u severiz. Bizden biri gibi severiz onu. Gerek zamanında bilgisayar ve yazılım işleri ile haşır neşir olmuş olması, casus romanlarını sevmesi, Ktulhu aşkı, hafif tonton suratı ve eğlenceli yazım tarzı lezüzatlıdır. Laundry Files (ya da Bugün Kuru Temizlecide Yitirdim Sevdiceğimi) serisi bir bilgisayar kurdu ineğin (nerd/geek) bilgisayar yolu ile ilahi gerçeğe ulaşması ile başlayan güzel bir hikaye. Buradaki ilahi gerçek ne yazık ki inananlarını sevgisi ile boğan, aklını alan Ktulhu ne yazık ki. Sonrasında kendisi memuriyet bilem giriyor. Bilgisayar, büyü, Ktulhu, casusluk ve bürokrasiyi karıştıran on numara seridir. Hakan'ın ilk kitap hakkında bir yazısı vardı ama bulamadım Hitit Güneşinde.

Neyse. Stross beni gayet memnun eden bir sürat ile yazıyor romanlarını. Kuru temizleme dışında başka işleri de var. En son uzaydaki bankacılık sistemi üzerine bir şeyler yazmıştı. Onu bırakıp Laundry Files'ın son kitabını da en sonunda tamamladığının müjdesini geçen gün verdi. Serinin son kitabı The Annihilation Score 2 Temmuz'da raflardaki yerini alacak. Bu sefer kitabın esas kahramanı kanlı bir kemanı olan bir hanımefendi. Yani bu sefer Bob'u değil, Mo'yu izleyeceğiz. Daha önce okuyanlar bilir. Bakalım Stross bize nasıl bir öykü anlatacak bakalım.

Cumartesi, Mart 07, 2015

Kaplan! Kaplan!

Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında Işıl ışıl yanan parlak yalaza" diye başlıyor William Blake'in meşhur şiiri. Tarihi 1794. Yıllar önce. Bu şiirden yıllar sonra, neredeyse iki yüzyıl sonra Alfred Bester 1956 yılında bir kitap yazar. Şiirin ilk dörtlüğü kitabın ilk sayfasındadır. Kitabın ismi şiirle aynı olsa da farklı bir isimle anılmaya ve basılmaya başlanır. İstikametim Yıldızlar/The Stars My Destination. Kitap bir intikam romanıdır. Gully Foyle ölüme terk edilir. Uzayda. Bir başına. Ama ölmez. Uyanır. Uyanınca 24. Yüzyılı yakar yüreğindeki intikam ateşi ile. Elinde kalanlar intikamı ve yüzündeki kaplan dövmesi. 
 
Bester'in yazdığı bu klasik bilim kurgu romanı türünün en iyi ve etkileyicilerinden. Bir Monte Kristo Kontu öyküsü. uzayda geçen. Üniversite yıllarımda nefessiz okumuştum. Foyle'un intikamı için olan kararlılığı, 24. Yüzyılın tasviri, bilim kurgu ögeleri ile bir kült roman. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Ne yazık ki Altıkırkbeş'te baskısı kalmamış. Umarım tez zamanda basarlar. 

Her neyse son habere göre Paramount Pictures kitabın film haklarını satın almak için görüşmelere başlamış. Film için çalışmaları, ekibin toparlanması, filmin çekilmesi ve beyazperdeye taşınması ne kadar sürer bilinmez ama bu haber bile beni heyecanlandırıyor. Sanırım klasik bilim kurguyu özlemişim. Belki de nostaljidir. Umudum tez zamanda bu uyarlamayı seyretmek. Yakında detayları ağa düşer. Bizler de daha fazla detay öğrenebiliriz. Aşağıda kitap hakkında bir kaç bağlantı ve şiir var.

Çarşamba, Şubat 25, 2015

SEVENEVES bir Neal Stephenson romanı

Neal Stephenson benim favori yazarlarımdan. Özellikle Snow Crash'i ilk okuduğumda hastası olmuştum. Daha sonra Cryptonomicon'u da zevkle ve meşakkat ile okudum. Ancak bu uzun, yıpratıcı süreç beni yormuş olmalı ki bir türlü yeni bir Stephenson romanına başlayamadım. Bu yıl yeni bir kitabı çıkıyor. Umarım tekrar gaza gelip okumama vesile olur. 
 
Yazarın gelecek kitabının ismi Seveneves. İçeriği hakkında çok fazla bir bilgim yok ama okuduklarımdan anladığım kadarı ile Stephenson beş bin yıllık bir hayatta kalma öyküsü anlatıyor. Kitapta dünyamızın geçirdiği felaketi/felaketleri, insanoğlunun hayatta kalma mücadelesini ve uzayın keşfedilmesini okuyacağız gibi gözüküyor. En sonunda ise yedi kavimin, artık kendilerine bir yabanıl diyar olan, kadim yuvalarına Dünya'ya dönüşlerini göreceğiz.  Şimdiye kadar yazdıklarından farklı bir içeriği var kitabın. Diğer kitaplarındaki anlatım gücü olursa zevkle okunacak bir 880 sayfa! bekliyor bizi :)
 
Kitap Amerika'da 19 Mayıs'ta, İngiltere'de 21 Mayıs'ta satışa çıkıyor. Ciltli ve kindle baskıları mevcut olacak. 



Perşembe, Ocak 29, 2015

Puvaro ve Gri Hücreleri



Agatha Christie’nin ailesi, ölümsüz yazarın unutulmaz karakteri Hercule Poirot’yu polisiye roman yazarlarından Sophie Hannah’nın kalemine emanet etmiş. (Doğrusu Sophie Hannah’ın ismini de bu vesileyle duydum.) Ve hatta Hannah’ın Poirot’lu ilk romanı “Monogram Cinayetleri” Altın Kitaplar’dan Eylül ayında çıkmış.

Pazar, Kasım 09, 2014

İstanbul Kitap Fuarı başladı

Ey kitap severler! Ey okumayı, hayal gücünü her şeyin üzerinde tutanlar! Ey sayfaların baş döndürücü kokusuna bağımlı olanlar. İstanbul Kitap Fuarı dün başladı. Fuar her zaman olduğu gibi TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi- Büyükçekmece'de 8-16 Kasım'da düzenleniyor. Benim gibi çalışıp bu hafta sonunu kaçırdıysanız sadece bir hafta sonunuz kaldı. Fuara pek çok yayınevi katılıyor. Bu sırada pek çok etkinlik ve imza günü de olacak. Etkinlik takvimini buradan görebilirsiniz. Sevdiğiniz yazarlardan imza almak, bir iki kelam etmek istiyorsanız ise imza günlerini iyi takip edin. Kitap mevsimini kaçırmayın derim!

Pazartesi, Eylül 29, 2014

Bir Deliliğin Dağlarında incelemesi

H.P. Lovecraft okuyanlar bilirler. Lovecraft okuması, anlaması ve hatta bazen sabredip sonuna kadar gitmesi zordur. Yazarın anlatımı biraz da farklı bir döneme aittir. Tekrarlar vardır. Ortamlar gariptir. Karakterler tekinsizdir. Belki de bunlar Lovecraft'ı benzersiz yapıyordur. O da başka bir tartışma. Yiğit sağ olsun sayesinde bu önemli yazarı daha iyi anlamak için elimizde görüntüler geçti. Aşağıdaki görüntüler gayet günlük hayatta konuşulan sade ve basit bir dille size Deliliğin Dağlarında adlı eseri ve yazarın yazma alışkanlıklarını anlatıyor. Fakat bir sorun var o da bizim günlük hayatımızın değil bir Afrikalı Amerikalı'nın günlük dili ile aktarılıyor. Lütfen ön yargılı ya da ırkçı bir yaklaşım içine girmeyin. Bir fırsat verin. İzleyin. Dinleyin. Kaçırmayın. Aydınlanın.

Pazartesi, Ağustos 04, 2014

American Gods sonunda çekiliyor, gibi

Neil Gaiman'ın American Gods'ını halen okumadım. Good Omens'i bitirir bitirmez bakacağım. Ama önce aradan Unseen Academicals'ı çıkartmam lazım. Yani belirsiz yakın bir gelecekte gerçekleşmesini umduğum bir eylem. Kısmet. Her neyse bir süredir, yani neredeyse üç yıldır, kitabın dizi olarak televizyonlara taşınması için çalışan insanlar var. Bir süre önce HBO ve Tom Hanks güç birliği yaparak bu konuya eğilmişlerdi. Gelin görün ki başaramamışlar. Şimdi olaya Starz el atmış ve tekrardan hummalı bir çalışma başlamış. Olaya el atan kişiler ise Bryan Fuller (Hannibal, Pushing Daisies, Heroes) ile Michael Green (The River, Kings, Heroes). Bakalım başarabilecekler mi? Başarırlarsa bakalım ben o tarihe kadar kitabı okuyabilecek miyim? Sorular her yanımızda. Gaiman ise bu değişiklikten de hoşnut gözüküyor. Görünen o ki pek çok insan kitaptan alıntıları vücutlarına kazıyacak kadar kitabı seviyorlar. İşte Gaiman bu ekibin böylesi hayranların taleplerine cevap verecek kadar güzel bir dizi çekebileceklerine inanıyor. O inanıyorsa elbet bir bildiği vardır demek. Neyse bekleyip göreceğiz. Umarım çok beklemeyiz. Hem sizler diziyi hem de ben kitabı :)

Elalem ne dövmeler yaptırıyor

Geek Tyrant'tan arak

Çarşamba, Temmuz 09, 2014

Taht Oyunları yedinci kitap ile son bulacakmış!

Uzun yıllardır fantastik kitaplar okuyorum. Hatta o kadar uzun zamandır okuyorum ki artık okumamaya çalışıyorum. Lise ve üniversite yıllarında okuduğum, ağırlıklı olarak TSR'nin romanlarından oluşan, kitaplardan bir miktar metal yorgunluğu ya da kabak tadı gelmişti. Arada inatla okuyup bitirdiğim Zaman Çarkı serisini saymazsak bir kaç yıl hiç fantezi kitabı okumadım. Ta ki bir gün Eralp'in tavsiyesine uyup okumaya başladığım Joe Abercrombie'ın The First Law kitaplarına kadar. Burada uzun uzun yazıp sizi yormayacağım ama kitaplar bir çok eksik ve gediğine rağmen beni sardı çünkü sorunlu karakterlerle dolu idiler. Hata yapıyorlar, hırslarına yeniliyorlardı. Neredeyse sırf bu yüzden inatla üç kitabı da okudum.

Salı, Mayıs 27, 2014

Kitap bağımlılığı nedir, ne değildir?

"Merhaba, ben Mert, ben bir kitap bağımlısıyım." Sanırım bir isimsiz kitap bağımlıları destek grubu olsa konuşmaya bu şekilde başlardım, izbe bir odada, katlanabilir metal sandalyeler üzerinde, garip bakışlı insanlar beni izlerken. Kitaplara olan bağım sırf okuma isteğimden kaynaklanmıyor. Benden çok daha fazla ve daha hızlı okuyan kişiler var. Benimkisi biraz da toplama, koleksiyon edinme ve sahip olma takıntım kaynaklanıyor. Doktor şart mı derseniz aslında bir gözüksem hiç de fena olmaz. Her neyse bu konuda Radikal Kitap'ta kitap kurtlarını teşhis etmek için kısa bir yazı var. Ben kendi durumumu biliyorum. Cevaplarımı da yazdım. Sorular sizler için faydalı olabilir.

Çarşamba, Mayıs 14, 2014

Taht Oyunları ekrana taşınırken değişiyor mu?

Taht Oyunları son dönemde giderek daha çok takip edilen ve izlenen bir dizi. Bunda G.R.R. Martin'in öykü anlatımı, Westeros'un puslu ortamı ve HBO'nun diziye verdiği önem ile yaptığı yatırımın etkisi var. Ayrıca kitapların ekrana uyarlanış biçimi, alınan, çıkartılan ve eklenen bölümler de bu başarıda pay sahibi. Başta Yüzüklerin efendisi olmak üzere pek çok kitabın televizyona ya da beyaz perdeye uyarlanması üzerine ne kadar huysuzluk yaptığımı arkadaşlarım yakinen biliyorlar ve hatta bilmekten dolayı bir usanç ve pişmanlık içerisindeler dersem çok da abartmış olmam. Özellikle belirli kitapların görüntüye taşınırken yönetmenin hayal gücü ve çapı ile sınırlı kalmaları, kafasına göre ya da izlenme kaygısı (tamamen duygusal) ile yapmış oldukları değişiklikler beni bir hayli hoşnutsuz kılıyor. Bu düşüncelerimi de dile getirmekten, hem de birden çok defa, hiç çekinmiyor ve usanmıyorum.

Ancak konu Taht Oyunları olduğunda her nedense garip bir sakinliğe bürünmekteyim. Açıkcası nedenini çok da bilmiyorum. Tabi ki bu durumun yaşımın getirdiği olgunluktan olduğunu düşünmüyorum. Sanırım Taht Oyunlarında beni çeken öykü ve anlatım tarzından çok Martin'in kişi ve olaylara yaklaşımı. Karakterleri bütün yalınlığı ve eksiklikleri ile ortaya sermesi beni cezbediyor. Aynı şekilde olay örgüsünde kahramanların! zor, hatta imkansız durumlarda mucizevi bir şekilde kurtulmaları, zorlukları aşmaları bu kitapta yok. Hatta tam tersine acayip çuvallıyorlar. Stark ailesi bunun en belirgin kanıtı. 


Cumartesi, Mart 08, 2014

Pir-i Şeks Efendi'den Devlet-i Aliyye'nin Hücumu

Balkanların acımasız dağlarının ardından, duvarlarının ardında saklanan korkak Avusturya diyarından sonra, Allahsız Germenlerin yaşadığı ormanları geçince, soğuk, karanlık dalgaları aşınca bir ada vardır. Bu adada en az suyun öte yanındakiler kadar kafir, zavallı bir taife yaşar. Ancak bu taifenin tüm günahkarlıklarına rağmen aralarından pek namlı, pek yetenekli, kalembaz, kelimeşinas bir beyfendi çıkmıştır. Sıtanfırt denilen köyden bu zat adeta bir iksirbaz edası ile kelimeleri, cümleleri karıştırır, bir duvar ustası ilmi ile öyküleri inşaa eder, bir kemankeş becerisi ile okuyanların kalbini deler. Kendisine Pir-i Şeks denen bu muhterem ehl-i kalem adem evladının son tefrikası çok yakın zamanda denizleri ve küffar memleketleri aşarak Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye hudutlarına ulaşacak olmasının müjdesini vermekten kıvanç duyarım. Ehl-i kalemin bir önceki eserini de buradan sizlerle paylaşmıştık. Şüphesiz ki bir önceki eseri olan Der-i Ümmid kadar muazzam olacak bu kitap damaklarımızda benzersiz bir tat bırakacaktır.

Perşembe, Şubat 06, 2014

Return to Lankhmar


Fritz Leiber
Millenium, 1999
Paperback

Kitap okumalarımın ve yorum yazmalarımın eksik kaldığı uzun bir aradan sonra geri dönüşün siftahını Fritz Leiber’la yaptım. Dedim ki madem bir dönüş yapıyorum, baştan başlayayım ve eski ustaları tekrar okuyayım. Leiber’dan ve onun klasikleşmiş arıza kahramanları Fafhrd ve Gray Mouser’dan başladım.

Return to Lankhmar, Fafhrd ve Gray Mouser öykülerinin beşinci ve altıncısından oluşuyor. Bu sıralama kronolojik bir sıralama ve bundan sonra yedinci ve son öykü olan The Knight and Knave of Swords geliyor.

Beşinci öykü Swords of Lankhmar, Fafhrd ve Gray Mouser’ın Lankhmar limanına yanaşmaları ve rıhtımda alacaklılarından oluşan küçük bir ordu tarafından karşılanmalarıyla açılıyor. Öykü aslında iki bölüm: Birinci bölümde Lankhmar lordu adına Yedi Şehirli Movarl krallığına gemilerle haraç buğday götürmekle görevlendiriliyorlar.Yolculukları bir Nehwon efsanesinin aslında efsane olmadığını acı bir şekilde öğrenmeleriyle sonuçlanıyor. İkinci bölümde Fafhrd ve Gray Mouser’ın Movarl’da ayrı düşmelerinin ardından Lankhmar’ın sayıları on beş kat daha üstün bir ordu tarafından kuşatıldığını öğrendiklerinde nasıl harekete geçtikleri anlatılıyor. Özellikle Gray Mouser’ın bu düşmanların içyüzünü öğrenmek için kelimenin tam anlamıyla şekilden şekile girmesi öykünün en keyifli özelliklerinden biri.

Altıncı öykü, Swords and Ice Magic ilk öykünün bıraktığı yerden devam ediyor. İkilinin eski aşklarına dem vurduktan sonra alımlı iki kadının onları işe almasıyla hikâyenin esas kısmına geçiyor.

Arıza kahramanlarımızı işe alan kadınlar onları adalarını Denizci Mingolların istilasından korumak için tutuyorlar. Bu görev için yanlarına kendileri gibi 12 adam daha almaları için de para veriyorlar. Fafhrd ve Gray Mouser ve toplam 24 adamı adaya ulaştıklarında hiç ummadıkları bir karşılama görürler. Dahası daha önce Nehwon’da adını hiç duymadıkları, başka evrenden gelmiş iki tanrı onlara yardım ederler. Bu tanrılar Odin ve Loki’dir.

Return to Lankhmar, Fafhrd ve Gray Mouser öykülerinin bir anlamda sonuncularını içeriyor sayılır. Efsanelere göre bundan sonraki öyküler planlanmış ama yazılmamışlar. Swords and Ice Magic öyküsü de yapısı ve sonu itibariyle ikilinin maceralı yaşamına bir nokta koyuyormuş gibi. Diğer yandan kronolojik olarak bundan sonra bir öykü daha olması bu efsaneleri yalancı çıkarıyor olabilir. Bunu yedinci öyküyü okuduktan sonra anlayabileceğiz.

Fafhrd ve Gray Mouser, bana sorarsanız Conan kadar güçlü Kılıç ve Büyü karakterleri. Aslında Leiber’a göre bu ikisi Conan’dan daha gerçekçi olmaya yakınlar. Sanırım bunun nedeni zaaflarının Conan’ınkilere göre daha ortada olması.

Ve bu ikiliyi Leiber tek başına yaratmamış. Arkadaşı Harry Otto Fischer da ona yardım etmiş ve sonuçta bu iki karakteri kendilerine benzeterek yaratmışlar. Kendine benzetme, Kılıç ve Büyü evrenlerinde gerçeğe dayalı kahramanlar yaratmanın özellikle o dönemlerde başlıca yöntemi olmalı. Conan ve yaratıcısı Howard’ı da düşününce bu pek şaşılası gelmiyor.

Türkçeya yalnızca bir öyküleri çevrilmiş. Kitabı buldum, adı Kılıç ve Büyü, İthaki Yayınlarından çıkmış, ama Leiber’ın hangi öyküsünü içerdiğini bulamadım. Bileniniz varsa yorumlara eklerse çok sevinirim.

Kalın sağlıcakla…

Perşembe, Aralık 26, 2013

Murat Başekim'den yeni kitap: İskit

Cümleten pek sevdiğimiz yazar, arkadaşımız, müstesna şahsiyet Murat Başekim'in yeni kitabının haberini aldık, yurtta, KKTC ve dış temsilciliklerde törenlerle kutladık. Şubat ayında ikinci kitabı bizlerle buluşacak. İlerleyen haftalarda kendisinin ağzından daha detayları bilgileri de size aktaracağız. İskit, çok yakında.

“Sakının Kuzeyden gelen o kavimden:
Zalim, insafsız, deniz gibi kükreyen,
Yay çekip, mızrak salıp, at binip, ordu olup,
Sadaklarının açık mezarından
Savaş getirenlerden…”
Peygamber YEREMYA

Pazartesi, Aralık 23, 2013

Tavsiyeler ve Sessizliğin Bozulması...

Tatsız bir Yozgat Akdağmadeni gecesinde bana arkadaşlık eden ve yalan da olsa kendimden utanmama sebep olan bir kitabı paylaşıp ben de sessizliğimi bozmak istedim. 
 
Ne kadar durumum boktan da olsa benden daha boktan durumda olan insanlar da var değil mi?..O yüzden sevineyim ve yazayım veya yazmayayım ve dans edeyim (Mert'den yeterince azar işitmedim). Paylaşacağım kitabın adı Name of the Wind. Patrick Rothfuss adında bir yazardan. Fotoğraf filan da koyacağım (Ben bu blog işlerinde anlamıyorum). Aslında bu bir seri: Kingkiller. Name of the Wind bu serinin ilk kitabı. İkinci kitabının adı " Wise Man's Fear". Üçüncü üzerinde halen yazar çalışıyor. Bu yazıyı yazmamın esas sebebine gelmek istiyorum( Bu üçüncü biram). Ben ve birtakım arkadaşlarım çok fazla "Fantasy Fiction" ( bildiğin fantastik) okuduk. Bir zamanlar (gençler bilmez) Fantastik romanlar fabrikadan çıkıyordu(referans: TSR romanları, çok var). Bu yüzden hepimiz ya Fantasy den sıkıldık, tiksindik ya da umursamazlık geliştirdik. Bu kitap bendeki bu algıyı değiştirdi ve beni biraz normale döndürdü. Kitabın kahramanı Kvothe, aslında bildiğimiz kahramanlardan biri. Zeki, dayanıklı, karizmatik ve güçlü; Ama kitabın anlatımıyla o kadar insan ki ve o kadar yakın ki; Okuyan (kaşar geek kişi) ister istemez hem karaktere hem de anlatıma hayran oluyor. Tabi bu değerlendirmelerim aşırı öznel, siz de okuyun bakın (bir tek Hakan beğenmez).

Kvothe, kitabın başında Kote. Kote unutulmuş ücra bir köyde bir hancı. Hanın da sahibi. Bir de yardımcısı var garip bir genç. Kote nin sakladığı sırlar var. Kote sessiz. Ama belli ki buralı değil, belli ki gösterdiğinden çok zeki ve güçlü. Daha fazla anlatamam. Okuyun ve beraber Kote nin kendi ağzından, Chronicler (The) ın kaleminden. Yardımcı Bast ın (Bu oğlan bi garip ama adını koyamıyorum) neşeli kahkalarının eşliğinde hikayeyi dinleyelim.

Sessizlik ile ilgili geyiği kitabın başında bulacaksınız...

Görsel Referans: Internet(Heryerde var bu resim) The Name of the Wind. Paperback, 661 pages, Penguin Group USA, ...

Perşembe, Eylül 19, 2013

J.K. Rowling ve Acaib-ül Mahlukat ve İkametgahları

io9 denilen küffar taifesi derler ki J.K. Rowling ve Warner Bros. Kumpanyası anlaşmışlar ve hatun kişinin Newt Scamander mahlası ile yazmış olduğu “Acaib-ül-Mahlukat ve İkametgahları” adlı kitabı görüntülerin yasıtıldığı perdeye aktarılması hususunda anlaşmışlar. Ancak bu ar, haya, terbiye ve daha nice güzel sıfattan nasibini almamış hatun kişi ve onun peşine takılan kumpanyalar bilmelidirler ki bu kitabın kaynağı XV. Asırda namlı katiplerden  Yazıcıoğlu Ahmet Bican tarafından kaleme alınan, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri Acâib-ül-Mahlûkat’tır. 2001 senesinde Rowling kitabı Scamander’in ağzından yazılmış gibi aktarmış belki de bir damla ar ve utanma kalmış olduğu için üzerine kendi ismini yazamamıştır. 

Günümüzde bu hilekarlığa aldırmadan kitabın hakları kumpanyaya satılmış, kendine yazar diyen zat pek önem verdiğini beyan ettiği kitabın öyküsünü de kendisinin yazmasını şart koşmuştur. Çömlekçi Heri adlı putperest ve havarisinin birbirinden rezil ve yalanları ihtiva eden kitaplarından farklı olarak Rowling korkusundan olsa gerek Çömlekçiyi kitaba dahil etmemiştir. 

Vak’a-nüvîs Bekir Efendi