Yaramaz kedim Totoş'un tüm şaklabanlıklarına, tırmıklarına ve işimi baltalama çabalarına karşılık yılmadım, başarıyla direndim ve yeni bir öykü yazdım.
Aynur Yalçınkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aynur Yalçınkaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salı, Mart 03, 2015
Pazar, Ocak 11, 2015
Pazartesi, Nisan 28, 2014
Düşler Ülkesinin Kapısı Aralanınca
Bu akşam kurgulayıp bitirdiğim öyküme esin kaynağı olan üç eserin sahibi Luis Borges, Paul Auster ve Marguerite Yourcenar'a sonsuz teşekkürler.
Pazar, Mart 23, 2014
Drod Digor ve Dünyalı Bay P Arasında Geçen Kısa Bir Diyalog
Bir süredir bir Uzaylı ve bir
Dünyalı’nın arasında geçen hayata dair bir diyaloğun nasıl olabileceğine kafa
yoruyordum. Sonunda böyle kısacık bir söz dizisi ortaya çıktı. Ama oldukça keyif
aldığımın altını çizmeliyim. Sanırım hikaye yazmaktansa diyalog yazmayı tercih
ederim. Umarım sizler de okurken benim yazarken aldığım keyfi alırsınız...
Noh isimli gezegenden gelen
uzaylı gezgin Drod Digor ile arkadaşı Dünyalı Bay P insanoğluna dair sohbet
etmektedir. Bay P Digor’a Dünya’daki gözlemleri hakkında sorular sormaktadır.
Digor: Bil ki sizin kitap adını verdiğiniz şeylerdeki gibi
bilgece sözler bulamayacaksın bende.
Gördüklerini anlatan basit bir seyyahım sadece.
Pazartesi, Mayıs 13, 2013
Öykü: Gelecekten Bir Adam
Bir ay kadar önce yazdığım kısacık bir hikaye. Hikayeyi daha uzatıp uzatmamam gerektiğine karar veremediğim gibi adının ne olması gerektiğine de uzunca bir süre karar veremedim. Sonra da düşünmekten vazgeçtim. Bugünlerde bir yandan kurs, bir yandan artan iş sorumlulukları derken zaten yeterince yorgun olan gri hücrelerimi daha da fazla yormak istemedim açıkçası...
Birazcık
uyuyabilseydi ne olurdu sanki… Ama biliyordu ki yaralı avını takip eden sinsi
bir hayvan gibi rüyalarında da izleyecekti onu. Görünmeyecek, yalnızca
izleyecekti. Galaksinin en adi
suçlularına bile reva görülmeyen bu cezaya mahkum edileli tamı tamına sekiz yıl
iki ay olmuştu. Sözde devlet sistemini çökertecek aykırı bilgileri rüya
esnasında telepati yoluyla diğer insanlara yaymaktı suçu Bay C’nin.
Hücre odasının
küçük penceresinden ışıldayan Tenüs’ü gördü.
Bu ağırbaşlı, yalnız ve bilge gezegen kim bilir ne kadar zamandır
dönmekteydi gezegenlerinin etrafında. “Sıkılmamış mıdır acaba bunca zaman var olmaktan,
aynı gezegenin etrafında bir meczup gibi dönüp durmaktan” diye düşündü kendi
kendine. Gezegenlerin de canlarının
sıkılmaya hakkı olmalıydı değil mi? Birden delicesine bir kahkaha patlattı. O
da varoluşuna katlanmıyor muydu yaşamak için dişe dokunur bir nedeni olmamasına
karşın. Onun ne farkı vardı Tenüs’ten. Kalbini
ışıtan tüm mutlulukları yitireli uzun yıllar olmamış mıydı onun da. Sonra
şu sözleri anımsadı düşüncelerini yaymaktan suçlu bulunduğu başka bir
gezegenden gelen atalarına ait kitaplarda yazan. “İnsan bir bukalemun gibidir. Her ortama uyum
sağlar. Gün gelir mutluluklar gibi kolayca örtünüverir tüm ıstırapları” Bu
bukalemun nasıl bir hayvandı acaba. Tüm gizli araştırmalarına rağmen ona dair
ne bir bilgi edinebilmiş ne de bir resim bulabilmişti.
Biraz daha
kımıldandı yatağının içinde. Ayaklarına yine kramp girmeye başlamıştı. Bu
kramplar yüzünden son aylarda en çok yapmak istediği şey koşmak, çılgınca
koşmaktı. Aynı çocukluğunda yaptığı gibi nefes nefese kalarak, boğulurcasına
koşmak. Ama biliyordu ruhunun tamircisi rüyalarında bile bir prangayla yaşayan
bir adam için öylesine imkansız bir düştü ki bu.
İstemsizce
Nihura canlandı gözlerinin önünde aniden Bay C’nin. İstemsizceydi, çünkü
Nihura’yı düşlemek demek yüreğinin kesif bir acıyla dolması demekti. Varlığının
iyice katlanılmaz bir hal alması demekti. Ama engelleyemedi gözünün önünde
canlanan acı verici anıları.
“Neden bizi
izliyorlar” demişti o uğursuz gece Nihura.
“Biz
tehlikeliyiz onlar için” diye cevap vermişti Bay C.
“Özgür olmak
istiyorum, Atalarımızdan bize kalan o kitapları özgürce okumak istiyorum. Ve
diğer insanların da özgürce okumasını… Dünyayı merak ediyorum. Biliyorum
sözlerimiz yapayalnız bir gezegendeki beyhude bir akis gibi. Kimse bizi
duymayacak. İnsanların çoğu Dünya’nın nasıl bir yer olduğunu, atalarımızın
kimler olduğunu öğrenemeden ölüp gidecek.
“Kimilerinin
rüyalarına girerek öğrendiklerimizi onlarla paylaşmaya çalıştık. Onlara başka
bir yaşamın mümkün olduğunu göstermeye çalıştık Nihura” demişti Bay C. “Biz
değiştiremesek de Onlar her şeyi değiştirebilir.”
“Ben her şeyin
şimdi değişmesini istiyorum. Seninle birlikte hayallerimin gezegeninde yaşamak
istiyorum.”
Nihura’nın
Galaksi askerlerince vurulmadan önceki son sözleriydi bunlar.
“Anım, geleceğim ve rüyalarım çalındı benden”
dedi Bay C usulca yatağının içinde kımıldayarak. “Geriye kalansa yalnızca
anılar. Her ne kadar acı verseler de oradalar işte. En azından dilediğim kadar
acı çekmekte özgürüm” Birden tuhaf bir neşe kapladı içini. Ufacık pencerenin
kenarında pırıltılar saçan Tenüs artık eskisi kadar bezgin ve kimsesiz
görünmüyordu Bay C’nin gözüne.
Çarşamba, Aralık 26, 2012
Stalker (İz Sürücü)
Bir kez konuk! yazarımız Aynur Yalçınkaya bizlerle.
Birkaç gün önce internetten indirdiğim Einstein’ın “Yaşamla Yazışma” isimli kitabına şöyle bir göz gezdirirken Pascal’ın “Düşünceler” isimli eserinden alınan şu cümleler dikkatimi çekti.
“Ne beni kimin dünyaya getirdiğini, ne dünyanın ne olduğunu ne de kendimin kim olduğunu biliyorum; her konuda korkunç bir bilgisizlik içindeyim; yaşamımın ne olduğunu, duyularımın, ruhumun ne olduğunu, hatta kendi söylediklerimi düşünen, her şey ve kendisi üzerine kafa yoran ve kendisini diğer şeylerden daha iyi tanımayan o bölümün ne olduğunu bilmiyorum.
“Ne beni kimin dünyaya getirdiğini, ne dünyanın ne olduğunu ne de kendimin kim olduğunu biliyorum; her konuda korkunç bir bilgisizlik içindeyim; yaşamımın ne olduğunu, duyularımın, ruhumun ne olduğunu, hatta kendi söylediklerimi düşünen, her şey ve kendisi üzerine kafa yoran ve kendisini diğer şeylerden daha iyi tanımayan o bölümün ne olduğunu bilmiyorum.
Cuma, Aralık 07, 2012
Solaris üzerine kısa bir inceleme
Konuk yazarımız, bizden daha çalışkan olduğu kesin, Aynur Yalçınkaya'dan Solaris üzerine bir yazı.
Kısa bir süre önce okuduğum, üzerine de Tarkovski’nin yönettiği versiyonunu seyrettiğim Stanislav Lem başyapıtı Solaris’ten bahsetmek istiyorum. (Soderberg versiyonunu seyretmek istemiyorum açıkçası. Tarkovski’nin damağımda bıraktığı Rus filmlerine özgü kasvetli ve buruk tadı bozmaya hiç niyetim yok.)
Salı, Kasım 27, 2012
Bilimkurgu ve Fantazyanın Zorlukları
Konuk yazarımız Aynur Yalçınkaya'nın yazısı:)
Hani bazen yazmayı, yazarak şu küflenmiş hayatınızdan bir anlam çıkartmayı, tüm bu anlamsızlıklar silsilesinden kaçıp yepyeni bir kurgu yaratmayı, büyüdükçe küçülen dünyanızı tekrar eski ihtişamlı günlerine kavuşturmayı delicesine bir arzuyla istersiniz. Sebep ne olursa olsun meşakkatli bir iştir yazmak. Hele de bilim kurgu ya da fantastik hikayeler yazmayı arzuluyorsanız daha da meşakkatli. Bir kere hitap ettiğiniz okuyucu kitlesi oldukça kısıtlıdır. Yazdıklarınızı okuttuğunuz arkadaş çevreniz bile gereksiz işlerle uğraştığınızı yarım ağızla ima ederek hevesinizi kursağınızda bırakıverir. Ayrıca, bu alanda eser verebilmek için hayal gücünüzün tüm sınırlarını zorlamanız gerekir amma tekdüzeliğin içinde her gün daha da yolunu kaybeden bir ademoğlu olarak bunu nasıl başaracağınız ayrı bir sorundur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



