Peter Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Peter Jackson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Aralık 29, 2014

Hitit Güneşi Podcast Epizort 89! Baltalara sarılın! Hobbit!

Terlik versek evladım?
Biz Hobbit'e gittik! Her ne kadar biz gittiğimizde salonlar bos ise sonradan dolmuş, gişe rekorları kırmış!

Hobbit filmleri bitti diye bundan sonra Hobbit ayaklarını nerde göreceğim diye üzülenlere İnstructibles'dan bir tarif verelim...

 Linklere gelelim! RSS'den indirmiyorsanız zıplama çizgisinin hemen ardında!

Salı, Temmuz 29, 2014

Hobbit'in son bölümünden ilk görüntüler

En sonunda Peter Jackson'ın Hobbit üçlemesinin son filmi Beş Ordu Muhaberesi'nin (The Battle of the Five Armies) ilk görüntüleri yayınlandı. Görüntüler filmin de isminden anlaşılacağı üzere elf, cüce, insan, ork, börtü, böcek ne varsa kapışması üzerine. Bir de güzelinden türkü patlatmışlar, tam olmuş. Yine de, Hakan tercih etmese de Misty Mountains Cold güzeldi. Belki de onun üzerine oynamışlar. Bilemedim. Özellikle ikinci filmde olmak üzere Jackson'ın yapmış olduğu gerekli, gereksiz doldurmaların da bu filmde devam edeceği aşikar. Muhtemelen de bolca dövüş ve aksiyon göreceğiz. Belki de Yüzüklerin Efendisi filminde olduğu gibi kafasına göre orduları savaşa dahil edecek, (bkz Miğfer Dibi Muharebesi, olmayan eflerin savaşa dahil olması) hiç bilmediğimiz karakterleri göreceğiz. (bkz Aşık elf) Kısacası muhtemelen  kitabın ruhunu yer ile yeksan edecek. Huysuz olan bendenizin ne kadar yanıldığımı 17 Aralık'da göreceğiz. Ben ise hem sayarım, hem söverim diyerek filmi izlemeye gideceğim.

Pazartesi, Aralık 23, 2013

Epizort 79 : Hobbit!


Sinemaya gittik! Sizler de gitmişsinizdir ama bir de bizim fikirlerimizi dinleyin.

Başar, Banu, Hakan, Mert ve Özgür olarak buluşup Peter Jackson'un Hobbit'ini tartıştık.

Her zamanki gibi RSS feedimizden alabilirsiniz. Buradan izlemek dinlemek isterseniz hemen aşağıda!

Pazartesi, Temmuz 01, 2013

Hobittim biçim biçim

Valla bugünlerde olanlardan sonra pek de Hitit Güneşi'ne yazasım yok. Ne de olsa etrafımızda yaşananlardan bu blogda yazdığımız, çizdiğimizden daha fantastik, sürreal ve kurgusal. Aslında tüm olan biten için bilim kurgu ve fantezi olarak yazacak çok şey var ama bizim gibi bir üşengeçler kumpanyası için bir hayli sorumluluk bir hayli iş demek. Ancak ilerleyen günlerde elbet bir şeyler karalayacağız. O günlere kadar affınıza sığınarak Buçukluklarla idare etmenizi rica ediyoruz.

Kendisi giderek bir buçukluğa benzemeye başlayan Peter Jackson'ın Hobbit üçlemesinin son filmi yine puslu bir Aralık gününde vizyona girecek. Filmin afişleri ve görüntüleri ortaya çıktı. Görsel açıdan zengin görüntüler filmin içeriği hakkında çok da fikir vermiyor. İlk filme göre bizi neyin beklediğini ileride görecek gibiyiz. Buyrunuz görüntülere:

Pazar, Aralık 23, 2012

Hitit Güneşi Epizort 67! Peter Jackson'dan Hobbit!

Banu, Hakan, Mert ve Özgür bir araya gelip Hobbit filmi hakkında bolca kuru sıkı atıyorlar!

Genel fikir: Güzeeelll!!!

Kayıt sırasında ufak tefek teknik sorunlar vardı, kayıtta tıkırtılar olarak kendisini gösteriyor, kusura bakmayın. Bir dahaki sefere daha kalitelisine söz veriyoruz.

MP3 olarak indirmek icin buraya gidiniz. Burdan dinlemek isterseniz hemen devamında.


Cuma, Aralık 14, 2012

Ten Ten'in devamı geliyor


Çocukluğumuzun çizgi roman, çizgi film kahramanlarından Ten Ten'in bir hayli sıkı bir kadro ile çekilen filmi bir hayli başarılı olmuştu. Hobbit ile uğraşan Peter Jackson seriyi bitirdikten sonra yenibir Ten Ten filmi için şimdiden çalışmalara başlamış. 2015'de gösterime girmesi beklenen film komik saçlı kahramanın Güneşin Esirleri adlı kitabı baz alınarak yazılıyor. İlk filmdeki başarılı çalışmadan sonra çıta biraz yükseldi. Umarım daha da iyi bir iş çıkarırlar. Aşağıda öykünün 1969 yılındaki çizgi filmi var.

Perşembe, Ekim 11, 2012

The Hobbit yeni görüntüler


Peter Jackson The Hobbit'i hummalı bir çalışma ile çekerken nedense görüntüleri paylaşmakta biraz cimri davranıyor.Her ne kadar kamera arkası görüntüleri internet sitesinde yayınlasa da filmin görüntüleri bir hayli az çıkmıştı. Biz biraz geç de paylaşsak The Hobbit için ikinci tanıtım görüntüleri yayınlandı. Bu sefer Radagast, troller ve Gollum ile Bilbo arasındaki bilmece pazarlığını görmek mümkün. Görüntüler aşağıda.

Pazar, Nisan 22, 2012

Gri Maddenin Çözeltisi?


Bir süredir gerek işten gerekse tembellikten Hitit Güneşinin birazcık boşlamıştım. Bu arada fırsat buldukça kitap okuyorum. Fark ettiyseniz son okduğum kitap Robert Shea ve Robert Anton Wilson'ın Illuminatus Üçlemesi. Shea ve Wilson ağır diskordik romanlarında daldan atlarken neredeyse her konu hakkında ahkam kesiyorlar. İlginç savlarını paylaşıyorlar. Arada bazı bölümler bir hayli ilginç ve kafa karıştırıc. Zaten böylesi bir kitaptan daha azını beklemek hata olur.

Cumartesi, Aralık 24, 2011

The Hobbit: An Unexpected Journey

The Hobbit'in filminin ilk bölümünün ilk fragmanı yayınlandı. Ama ben uyuyup bir türlü koyamadım. Neden? Çünkü uzay zaman düzleminde ufak kaymalar yaşıyorum. Bir türlü net bir konumda kalamadım. Süperpozisyon için uğraş içerisindeyim. Muhtemel aksamalar için kusura bakmayın.

Cumartesi, Temmuz 09, 2011

Huzurlarınızda Nori, Dori ve Ori!

Peter Jackson çekeceği Hobbit filminde yeni resimler ve haberler sitesinde yayınlanmış. Cüce biradeler Nori, Dori ve Ori'nin resmi aşağıda. Açıkcası pek de hayal ettiğim gibi değiller ama kötü de olmamışlar. Yine de hiç bir şey kitaptan okuyup hayal etmenin yerini tutmuyor :) Sitede filminden haberler, oyuncu kadrosu ve birkaç resim var.

Çarşamba, Ağustos 19, 2009

Hüzün Tünellerinde Soldum Kederlerinde

Bu aralar okuduğum, seyrettiğim herşey mi depresif yoksa ben mi depresyondayım sevgili Hitit Güneşi?

Tarih sırasıyla gideyim. Erken Başgösteren Alzheimer's Hastalığı pençesine düşüp hepimizi üzen Terry Pratchett'ın 2008 tarihli Nation isimli eserini okudum geçen ay. Allahım, ne kadar güzel yazılmış bir roman diye diye okudum. Güzel derken "ustaca" veya "maharetle" yazılmış olduğunu kastetmiyorum. Gavurun "beautiful" dediği şekilde güzel. Tatlı tatlı yazmış adam. Dağ manzarası karşısında hayranlıkla karışık bir küçüklük hissiyle bakakalır ya insan, aha işte öyle okudum (seyrettim esasen) kitabı. Şimdiye kadar onlarca kitabını okumuşumdur. Her seferinde zekasına, mizahına, kıvraklığına hayran ola ola okumuşumdur. Ama böylesi yazdığını hiç görmemiştim. (Görmemişimdir? Memişim?) Hemen bütün kitap boyunca insanı saran, sarsan derin bir hüzün hissettim ben. Öyle melodram olaylar olduğundan, karakterler bir felaketten diğerine yuvarlandığından, veya işlenen temaların karanlıklığından filan değil, basbayağı kitabın diline, havasına hakim bir keder hissinden bahsediyorum. Okudukça üzülüyor insan, niye üzüldüğünü de bilmeden.

Kitabı bir solukta okuyup bitirip elimden bıraktıktan sonra da ilginç birşey oldu. Normalde bu kadar beğendiğim - evet çok beğendim - başka bir kitap olsa interneylerde neyim gezer, yorum, trivia filan okurum. Hiçbişiy yapasım gelmedi. Okuduğum kopya kütüphane kitabı olduğu için gidip bir tane satın almayı düşündüm ondan da vazgeçtim. Amazon'da PratchettT videosu var, kitap hakkında. Onu da seyretmedim. Velhasıl bana bir haller oldu sevgili Hitit Güneşi. Bir garip etkiledi bu Nation beni. "Kansu kitabı beğenmiş, bir de kitaptan içlenmiş, bi acaip olmuş" diye okuyacak olan varsa diye söyleyeyim, Nation bir YA kitabı: young adult. Sonradan bize çocuk kitabı kakalamışsın diye kimse bana posta koymasın.



Arkasından geldi Ian R. MacLeod kitabı olan The Great Wheel. Aman ya Rab! Nation'dan sonra şişen yüreğime bir damla rehavet gelir mi acaba diye aldım elime kitabı ama nerede rehavet, nerede letafet... Usta kısa hikayeci MacLeod ilk romanı olan The Great Wheel'a "niyet ettim Allah rızası için Kansu'nun içini kıymaya" diye başlamış. (Yemin ederim kitabın başında aynen böyle yazıyor. [Yalan yere parantez içine yemin etme çarpılırsın.])

The Great Wheel bundan birkaç yüzyıl sonra Dünya'da geçiyor. İnsaniyet doğanın ırzına bir süre geçtikten sonra hafif toparlanmış. Çokuluslu tekel şirket sayesinde savaş ihtimali ortadan kalkmış. İklim düzenleyici zamazingolar, her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü veren yapay virüsler, doğum sonrası omurgaya eklenen yardımcı elemanlar filan sayesinde herkes, en azından Avrupalılar, hastalıksız yaşıyor. Avrupa dışında kalan tayfa, Borderers, ise bir çeşit füzyon kültür oluşturmuş, gariban gariban yaşıyor - ve ölüyor.

Adamımız, Father John, inanç bunalımı yaşamış, imanını yitirmiş, Avrupalı bir Hristiyan rahip; üçüncü dünya tadındaki Borderer şehri Endless City'ye tayini çıkmış, orada yerli halka kendince şifa veriyor, huzur dağıtıyor. Bünyesinde barındırdığı virüsler Borderer halk için öldürücü olabileceğinden adamımız her daim onlardan uzak durmak, elinde eldivenle ve dezenfektan spreyle gezmek zorunda. Yerli halk arasında bir çeşit kan kanserinin beklenmedik yüksek oranda rastlanır olduğunu farkeden Father John kanserin sebebini bulmak için yollara düşüyor ve yol boyunca kendisine yarenlik eden bir yerli kıza aşık oluyor. Bu esnada yolculuk da spiritüel bir hal alıyor: John, komadaki ağabeyinin hatırası ile bir çeşit iç hesaplaşma yaşıyor. Kanserin sebebinin atom bombası yemiş bir bölgede yetiştirilen ve halk tarafından tütün çiğner gibi çiğnenen bir yaprak olabileceğini bulan John şehre dönüyor ve olaylar gelişiyor...

Görüldüğü üzere son derece bayık ve belki de biraz bayat bir hikaye. İnancını yitirmiş, şehvetin pençesine düşmüş rahip teması daha önce filmlerde, kitaplarda defalarca işlenmiş olduğundan ilk bakışta çok çekici değil. Kitabı iyi yapan unsur, yazarın mahareti. MacLeod'un yazdığını okumak çaba istiyor. Yazarın kelime dağarcığı çok geniş ve bu dağarcığı ustaca kullanıyor. Cümlelerini yer yer karmaşıklaştırmaktan da kaçınmayan MacLeod - mesela Scalzi'nin The Android's Dream'ine kıyasla - daha zor okunan ama zor olduğu nispette tatminkar da olan bir üslupla yazıyor. Ve bir de tabii elem, keder, ah hüzün... Baş karakterimiz John'un her daim etrafını kaplayan bir karanlık hava var. Yukarıda Nation'daki yeis havasını tarif edemediğim gibi bu karanlık havayı da anlatmam, aktarmam zor. İdare ediver artık Hitit Güneşi, hüzünlü dediysem hüzünlü. Daha tarife ne hacet.

Beni üzen son eser ise District 9 isimli sinema filmi oldu. Bundaki üzücülük öyle karmaşık filan değil, basbayağı film formülü üzüntüsü, Tabasco sos acısı. "Bunun böyle olduğunu, adamların seni ölçülebilir miktarlarda ajitasyon ile üzdüğünü bile bile niye üzülürsün be adam?" dersen, Hitit Güneşi, ona da verecek cevabım yok. Irkçılık üzücü bişey. Siz de üzülün.

District 9 hakkında burada, yani ABDde epey gürültü yapıldı. Film hakkında bilinmeyen çok birşey kalmadı. Peter Jackson'ın LotR ve King Kong filmlerinden sonra Yeni Zelanda'daki tesislerden bir çeşit Bollywood yarattığını sanırım herkes biliyor artık. Jackson bu sayede klasik Hollywood stüdyo fenalıklarından uzak durabiliyor, istediği filmi istediği gibi yapabiliyor, filan fıstık. İşte bu Peter Jackson, Halo filmi çeksin diye işe aldığı Neill Blomkamp kardeşimize, Halo projesi battıktan sonra "Madem buraya kadar geldin, bize bi film çek de havamızı bulalım" diye çektirmiş bu filmi. Yönetmenin Alive in Joburg adlı kısa filmini temel almışlar.

Bir kısım (birkaç yüz bin) zuzaylı kocaman bir gemiye doluşup dünyaya gelirler. Teknelerle, tırlarla Avrupa'ya gitmeye çalışan kaçak göçmen hesabı bir şekilde dünyaya kadar ancak gelebilip sonra sefil olurlar. Bunlara geçici diye verilen kamping arazisi kısa sürede etrafı çitle çevrili kendin-pişir-kendin-ye, iki milyon nüfuslu getto toplama kampı havasına bürünür. Çevre ahali bunlardan şikayetçi olur. Sosyologların pek sevdiği 'öteki' kavramı işbaşı yapar ve öfke, nefret, farklı olanı hor görme şeklinde tezahür eder. Filmin başında tam bir kalpsiz pezevenk olan ve zuzaylılara köpek çeken adamımız bir kaza sonucu zuzaylıya dönüşmeye başlayınca ebesininkini görür. Oh, canıma değsin!

Böyle kısa yazdığıma bakmayın; aslen, filmi beğendim. Modifiye Toyota kamyonetler vardı, hastası oldum. Bilgisayar oyunlarından çıkma zuzaylı silahlar vardı, değdiği adamı moleküllerine ayrıştıran, çok beğendim. Siz de gidin, izleyin. Tavsiye ederim.