Çarşamba, Kasım 24, 2010

Whedon, Buffy ve gunun alintisi

Joss Whedon ve eski aktörler Buffy filminden tekmeyi yemişler.

Whedon arkadaş aşşadaki lafı diyerek beni mutlu etti:

"This is a sad, sad reflection on our times,
when people must feed off the carcasses of beloved stories from their
youths – just because they can't think of an original idea of their
own," he said. "I always hoped that Buffy would live on even after my
death. But, you know, after."


Daha çok bilgi nah burda.

Tabii Whedon haklı bir yerde. Adamın yarattığı bir şey elinden alınıp b.k ediliyor. Yeni bir şeyler yaratmaktansa eskileri tekrar tekrar önümüze koyuyorlar ve neredeyse hepsi moktan. Bir tek BSG başarılı diye Biyonik Kadın, Kara Şimşek, Flash Gordon(!) ve yeni V'yi unutmak mümkün mü? (Esasında daha V'yi izlemedim ama eminim o da başarılı olmayacak, bikaç hafta sonra tükürük yalamaya gelebilirim).

Yeni bir şeyler yaratsınlar. Firefly yeniydi (uzayda kovboylar ve inekler hakkında olsa bile). Buffy yeni idi. X-Files yeni idi. Orjinal BSG, Kara Şimşek vesaire hep sıfırdan fikirlerdi, çoğumuzun çocukluğunu renklendirdiler, bizleri BK olayına şu ya da bu şekilde soktular. Zevkten zevke izledik, nostalji tribi olarak güzel anılarla anıyoruz. Biraz kıçlarını kaldırıp yeni bir şeyler üretsinler de izlesek!

20 sene önce Dexter gibi bir şey TV'de yayınlanabilir miydi? Yepyeni bir fikir, hep beraber oturmuş favori seri katilimizi izliyoruz...

Cumartesi, Kasım 20, 2010

Gathering Storm, Wheel of Time #12

Orbit, 2010
844 Sayfa
Robert Jordan'ın ölümünden sonra mümkün değil bu silsile bitmez, bitse de bir şeye benzemez dedikten sonra çıkan kitap ve çıkacak kitaplara sırt çevirmiştim. Kitap çıktı lütfedip netten bakmadım. Türkçesi çıktı ilgilenmedim, elime bile almadım. Ne kadar dirayetli ve lafım arkasında olduğum hemen belli oldu. Ay başında kitapçıda boş boş dolaşırken son kitabın karton kapaklı ingilizce baskını görünce şöyle bir yokladım. Derken yanlışlıkla almışım. Bir yanlışlıktır sürdü gitti, dün gece de bitirdim. Pişman mıyım? Hiç değilim. Tükürdüğümü yaladım mı? Afiyetle :)

Bu kadar laf salatasından sonra gelelim kitaba. Uzun zamandır Zaman Çarkı hakkında bir şeyler okumamıştım. Jordan'ın ağır yazım tarzı, sürüsüne bereket arka hikayeleri ve kitaplardan taşan kahramanlarını düşününce bir hayli gözüm korktu. Bu nedenle utanmadan vikipediden bir önceki kitabın özetini karıştırdım. Çok da bir şey hatırlamayınca besleme ile kitaba giriştim. Kesinlikle korktuğumun onda biri bile olmadı. Jordan'ın veliathı Brandon Sanderson çok başarılı bir iş çıkartmış Diğer on kitapta başıma gelenin aksine ne olduğunu kavramam için onlarca sayfa, bir yığın bölüm geçmesi gerekmedi. Amca (benden bir yaş büyük, kariyer planlamamı bir kez daha gözden geçirmem lazım) Jordan'a göre daha sade bir dil ile yazmış. Hem de onun aksine ortalığa kuş yemi gibi saçtığı ucu açık hikayeleri bir bir toparlayıp kapatmış. Kitap öncekilere göre daha akıcı ve sona giderek yaklaştığı için verdiği bilgiler daha tatmin edici. Artık kadınlar bölümler boyunca eteklerini düzeltirken, erkekler (oğlanlar) kafaları son derece karışık ortalarda arpacık kumrusu gibi fink atmıyorlar. Ancak kılıç dövüşleri halen gereksiz isim tanımlamalarından ibaret. Sanırım yaşımdan mütevellit artık uzun kılıç dövüşü tasvirlerin hattı zatında sıkıldım. Velhasıl diğer kitaplara göre daha rahat okunabilir ve sonuca doğru yol alan bir kitap çıkmış ortaya. Zevkle okudum. (Bu aslında bitsin artık bu çile, batsın bu feleğin tekeri şuursuzluğu da olabilir)

Her ne kadar bu yeni yıldızımız olayları daha kısa kesme niyetinde olsa da tabi ki Zaman çarkının bitmez, tükenmez devinimi devam ediyor. Daha önce tek kitap ile son erdirileceği beyan edilen serinin nur topu daha üç kitabı olacak. Başında Sanderson da utanmadan bunları aslında bir kitabın üç bölümü olarak düşünün diyor. Sekizyüz küsür sayfalık bölümler. Peh peh peh.

Ben onikinci kitabı alırken onüçüncü kitap Towers of Midnight kasım başında piyasaya ciltli olarak çıkmış. Karton kapaklısının ne zaman çıkacağı meçhul. Büyük ihtimalle diğeri gibi yazın çıkar. Sanırım bu kitaptan oluşan memnuniyet ile ciltli baskısını tez elden edinip okuaycağım. Jordan'ın Karanlıkların Efendisi ve Rand Al'Thor'un beklenen kapışmasını vefat etmeden önce yazdığı söyleniyor. Oniki kitaptan sonra açıkcası bir hayli merak ediyorum. Umarın ikinci bir Lost vakası yaşanmaz.

Sonuç olarak Robert Jordan'ın, toprağı bol olsun, başıma sardığı bu belanın s
onu gözüktü. Umarım güzel olur.

Salı, Kasım 09, 2010

THE FIRST LAW TRILOGY


Joe Abercrombie
Gollancz 2006

Dopdolu bir üçleme. Aslında bir üçlemeden çok üç parçaya ayrılmış tek bir kitap. Kitaplar arasında ne bir zaman atlaması, ne bir olay değişimi var. Her şey kaldığı yerden devam ediyor. O kadar ki okuyucuyu öyküye alıştırmak için kullanılan geriye dönük anlatımlardan zerre eser yok.

Bütün öykü dönüşümlü olarak altı ayrı karakterin bakış açısından anlatılıyor. Dolayısıyla her birine yeterince değinecek kadar yer var. Yazım tekniği olarak tüm olayları ve çevreyi karakterlerin görüşünden anlatmayı seçtiği için, olaya ya da ortama aykırı kaçan anlatımlara yer vermemiş. Bu yüzden de olaylar hiçbir zaman odağını yitirmiyor, karakterler her zaman ön planda ve capcanlı kalıyorlar. Sonuç olarak kitaba odaklanmak güç olmuyor.

Kitabın altı önemli karakterinden üçü biraz daha önde duruyorlar. Kuzeyli barbar Logen Ninfingers bunlardan biri. Logen dokuz parmaklı oluşunu bir düelloya borçlu ve kuzeyin en azılı katili. Bloody-Nine olarak tanınan Logen kim ona daha çok adam öldürme olanağı tanıyacaksa onun tarafına geçmeyi seçen biri. Ancak Logen zamanla durulmuş ve geçmişte yaptıklarının azabını duymaya başlamış. Eskiden en seçkin savaşçısı olduğu Bethod'la arası açılınca da kendi gibi Bethod'dan nefret eden adamlardan bir çete kurup dağlara çıkmış.

Sand dan Glokta ise zamanında, kısaca Union olarak bilinen geniş krallığın soylu, gözde ve genç albaylarından biriymiş. Ancak Gurk imparatorluğuyla yapılan savaşta Gurklara esir düşmüş ve iki yılını imparatorun zindanlarında işkence görerek geçirmiş. İki yıl sonra salıverildiğinde artık o genç albaydan bir eser yokmuş. Yeni Glokta kalçası çıkarılmış, ayak parmakları kesilmiş, dişleri sökülmüş ve türlü türlü işkenceden geçmiş bir adam olarak bambaşka biri olarak ortaya çıkmış. Sonunda soylu ailesinin tüm itirazlarına karşın iki yıl boyunca kendine uygulananlardan öğrendiği şeyi en kolay yapabileceği yere kraliyet engizisyonuna engizisyoncu olarak katılmış.

Jezal Luthar soylu bir ailenin tekne kazıntısı oğlu. Onunla ne yapacaklarını bilemediklerinden ve büyük kardeşleri yüzünden aile mırasından da zırnık kalmayacağından onu asker yapmışlar. Soylu olmanın üstünlüğüyle teğmen olarak işe başlamış. Ancak zamanla kılıç kullanmada sergilediği yetenek onu komutanlarının gözünden bir miktar ön plana çıkarmış ve onu geleneksel kılıç müsabakalarına katılması için eğitmeye başlamışlar.

Collem West ordu da yüzbaşılığa kadar yükselmiş bir kuzeyli. Diğer pek çok subayın aksine fakir bir aileden geliyor. Geleneksel kılıç müsabakasını kazanarak ve Gurk imparatorluğuyla verilen savaştaki kahramanlıklarıyla kendini göstermiş. Jezal'ın komutanı.

Dogman, Logen'in çetesinin iz sürücüsü ve Logen'in sağ kolu. çetenin kalanının yanında oldukça çelimsiz oluşunu iz sürme ve ok atmadaki becerisiyle kapatıyor. Sağduyusu ise en güçlü silahı. Lakabını da koku duyusunu iyi kullandığı için almış.

Ferro Maljinn ise Gurklardan intikam almaya yemin etmiş bir kadın. Gurklar onu ve ailesini köle yapmışlar hepsini bir başkasına satmışlar. Ferro ise kölesi olduğu adamdan kaçana dek zor zamanlar geçirmiş. Kaçtıktan sonra da en iyi gurk ölü gurktur felsefesiyle önüne çıkanı öldürmeye başlamış.

Tüm bu karakterleri biraraya getiren de Bayaz adında ortalık karıştığı zamanlarda ortaya çıkan yaşı belirsiz bir büyücü. Kimsenin hoşlaşmadığı ama saygı göstermek zorunda olduğu bu adam, krallığın kurtuluşu ve sürekliliği için elinden geleni ardına koymuyor ve esrarengiz bir yolculuk için öykünün kahramanlarını şu ya da bu şekilde biraraya getiriyor.

Yeni nesil fantastik yazarlarının elf-cüce-ejderha kısırdöngüsüne kendilerini kaptırmadan yazdıklarına iyi bir örnek. Umarım bir araya Türkçe’ye de çevrilir ve daha çok kişi okuma fırsatı bulur.

Pazartesi, Kasım 08, 2010